Anasayfa / Günün Haberleri / CIA raporu… Avukat Karadeniz’in ‘Süleymancılar’ itirafları

CIA raporu… Avukat Karadeniz’in ‘Süleymancılar’ itirafları



ABD-CIA’nın Nisan 1984 tarihli “Islam and Politics: A Compendium” (İslam ve Siyaset İlişkisi) raporu, İran Devrimi sonrasında İslam dünyasındaki dini-siyasi hareketleri izlemek amacıyla hazırlanmış geniş bir çalışmaydı…

Türkiye’ye ayrılan bölümde laiklik, 12 Eylül sonrası din politikaları ve İslami gruplar ele alınıyor.

CIA, Süleymancıları burada özel başlık altında inceledi.

Rapordaki tanımlama oldukça sert: “Süleymancılar: Bilinen en büyük fundamentalist cemaat.”

Ardından cemaatin Süleyman Hilmi Tunahan’ın (1888-1959) öğretilerini takip ettiği ve o tarihte damadı Kemal Kaçar tarafından yönetildiği belirtiliyor.

CIA’nın iddiaları bununla sınırlı değil.

CIA’NIN ÜÇ TESPİTİ

Rapora göre Süleymancılar İslam devleti düşüncesini savunuyor; şeriat hukukuna ve hilafete dönüşü istiyordu.

Cemaatin Kur’an eğitimi verdiği, yasaklanmış radikal dini görüşleri yaydığı ve küçük çaplı izinsiz eğitim kurumları işlettiği ileri sürülüyor. Üç tespitte bulundu:

  • CIA, Süleymancıların 12 Eylül tarafından kapatılan Adalet Partisi ile bağlantılarının bulunduğunu yazıyor…
  • Daha çarpıcısı, raporda cemaatin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “sızdığını” iddia ediyor…
  • Ve, Süleymancıların Türkiye sınırları içinde kalmadığı; Batı Avrupa’daki Türk işçileri arasında açık biçimde faaliyet gösterdiği belirtiliyor…

Bu son madde özellikle önemli. Çünkü CIA, daha 1984 yılında Süleymancıları yalnızca Türkiye içindeki bir dini cemaat olarak değil, Avrupa’ya uzanan örgütlü bir yapı olarak değerlendiriyor.

Başta Alman istihbaratı olmak üzere Avrupa ilişkileri hakkında hiç bilgi yok.

CIA NEDEN TEDİRGİN

Belgenin yazıldığı siyasi atmosferi de unutmamak gerekiyor. İran İslam Devrimi henüz beş yıllıktı. Raporda Türk devletinin İran’dakine benzer bir İslami dönüşüm ihtimalinden duyduğu kaygıya değiniliyor; 1980 Çorum olayları hatırlatılıyor ve 1982 Anayasası sonrasında zorunlu din derslerinin getirilmesi, Cumhuriyet’in geleneksel laiklik anlayışındaki değişimlerden biri olarak ele alınıyor.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

CIA belgesi bu iddiaları yazıyor fakat özellikle “orduya sızma” iddiasının dayandığı istihbarat kaynağını bu bölümde açıklamıyor.

Bu konuda bir başka tanığa ihtiyacımız var: Süleymancılar içinde yıllarca kalmış avukat Hayrullah Karadeniz…

AVUKATIN İTİRAFI

Avukat Hayrullah Karadeniz 15 Temmuz hain FETÖ kalkışmasından sonra Facebook hesabından inanılmaz açıklamalarda bulundu.

Süleymancılar ile devletin istihbarat yapıları arasındaki ilişkiye dair oldukça çarpıcı iddialardı.

Av. Karadeniz, 1982’de yüzbaşı olarak görev yaparken, cezaevinden yeni çıkan cemaat lideri Kemal Kaçar’ın kendisiyle Sultanahmet Fazilet Han’da özel bir görüşme yaptığını ileri sürdü

Av. Karadeniz’e göre Kaçar, tutukluluğu sırasında istihbarat tarafından bir anlaşmaya zorlandığını söyledi. İddiaya göre önüne iki seçenek konmuştu:

Cemaatin yöneticileri tasfiye edilecek, mal varlığına el konulacak ya da cemaat askeri yönetimle iş birliği yapacaktı. Kemal Kaçar’ın, cemaatin varlığını sürdürebilmesi için bu anlaşmayı kabul ettiğini ve tahliyesinin bunun ardından gerçekleştiğini söylediğini aktarıyor.

Av. Karadeniz daha ileri giderek, sonraki yıllarda cemaat içindeki bazı tasfiyeleri ve yönetim çevresindeki kimi isimleri bu anlaşmanın sonucu olarak yorumluyor.

JİTEM İLE İŞBİRLİĞİ

Av. Karadeniz’in anlatımının ikinci önemli bölümü ise 2002-2003 dönemine ilişkin.

JİTEM mensuplarının kendisine iş birliği teklif ettiğini ve görüşmede cemaat lideri Ahmet Arif Denizolgun’un devletle birlikte çalıştığının kendisine söylendiğini iddia ediyor…

Kuşkusuz bunlar bağımsız olarak doğrulanmış bilgiler değil; Av. Karadeniz’in tanıklığı ve iddiaları. Ancak devlet ile ilişkisi konusunda benzer anlatımlar da var:

12 Eylül darbesi döneminin -din işlerinden sorumlu- Devlet Bakanı Mehmet Özgüneş, 1986 yılında Nokta dergisine 12 Eylül sonrasında Süleymancı yurtlarının Diyanet ve Milli Eğitim’e devredilmesinin düşünüldüğünü ancak girişimin sonuçsuz kaldığını ve cemaatin başındaki kişinin kendisini Başbakan Bülent Ulusu’ya şikayet ettiğini anlattı.

Derginin aynı dosyasında Nazlı Ilıcak çok çarpıcı soru sordu: Askeri yönetim, yurtları devralmaktan Süleymancıların 1982 Anayasası’na “evet” desteği karşılığında mı vazgeçti?

İşte bu nokta Karadeniz’in anlatımıyla şaşırtıcı biçimde örtüşüyor. Karadeniz, “cemaat tasfiye edilecek ya da iş birliği yapılacak” biçiminde bir anlaşmadan söz ediyor; 1986’da ise basına yansıyan tartışmada aynı dönemde cemaatin malları/yurtları ile siyasi destek arasında pazarlık yapılmış olabileceği konuşuluyor.

Bunlar birbirinden bağımsız anlatımlar olduğu için yazıda yan yana konulmaları anlamlı.

CIA İLE İRTİBAT

1984 yılından sonra CIA, Süleymancılar ile ilişki kurdu mu?

Bu sorunun yanıtı için dikkat çekici isim var: Rüstem Şahin. Kendisini 45 yıllık Süleymancı olarak tanımlayan Şahin, 2024’te savcılığa ifade verdi.

Cemaat içindeki görev dağılımını bildiğini söyleyerek yapının yıllar içinde FETÖ’ye hizmet eder hale geldiğini iddia etti ve cemaat içerisindeki bazı ölümlerin araştırılmasını istedi…

Toparlarsak:

Bunların hiçbiri tek başına kesin hüküm kurmaya yetmez. Fakat yan yana getirildiğinde ortaya ciddi bir soru çıkıyor: Süleymancılar, devletin karşısında duran bağımsız bir dini yapı mıydı; yoksa özellikle 12 Eylül sonrasında kontrol edilen, yönlendirilen ve gerektiğinde siyaseten kullanılan bir cemaat haline mi getirildi?

Belki de bugün yaşananları anlamanın anahtarı, tam olarak bu soruda yatıyor.

Faik Alkan

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir