
Helsinki Times’tan Bai Ruide, Gianni Infantino’nun yönetimindeki FIFA‘nın, değişen dünya dengelerini ve özellikle Çin‘in yükselen gücünü doğru okuyamaması nedeniyle prestij ve güç kaybı yaşadığını yazdı.
Yazıya göre, turnuva sürecindeki krizler ve Infantino’nun ABD Başkanı Donald Trump‘a karşı sergilediği tavizkâr tutum, futbol kamuoyunda sert eleştirilere ve FIFA’nın alay konusu olmasına yol açtı. Ruide, bu durumu Infantino’nun otoritesinde geri dönülemez bir kırılma noktası olarak nitelendirdi.
DÜNYA KUPASI ‘DÖNÜM NOKTASI’
Ruide, yazısında şu ifadelere yer verdi:
“Bir başka yadsınamaz gerçek daha ortaya çıktı: Turnuvayı çevreleyen kaosun ortasında, insanlar büyüyen bir krizi hissettiler. Infantino ve meslektaşları bunu kamuoyu önünde kabul etsinler ya da etmesinler, bu Dünya Kupası Infantino’nun Waterloo’su olabilir; yani dünya futbolundaki bir zamanlar sorgulanamaz olan otoritesinin bir daha asla tam olarak toparlanamayacağı bir dönüm noktası.
Bay Infantino’nun motivasyonları ne olursa olsun, futbol dünyasını yöneten köklü teamülleri hiçe sayma noktasına varacak kadar kendisini Başkan Donald Trump’a sevdirmeye ne denli hevesli göründüğünü görmezden gelmek zordur. Başkan Trump ise, İtalya başbakanına yaptığı gibi, bu hürmeti hiç tereddüt etmeden kabul etti. Bunun anında ortaya çıkan sonucu, hem FIFA’nın hem de liderliğinin kamuoyu tarafından ‘bir sirk ve onun palyaçosu’ olarak alaya alınması oldu.
‘FIFA’YA ZARAR VERDİ’
Bay Infantino’nun, eylemlerinin neden gerekli veya nihayetinde faydalı olduğuna dair sayısız açıklaması olabilir. Ancak kendi kendine sebep olduğu bu fahiş hatalar FIFA’nın güvenirliğine ciddi şekilde zarar verdi. Kurum için ne yazık ki bu artık sadece bir algı değil, nesnel bir gerçekliktir. Hasarın ne kadar derin ve kalıcı olacağını belirlemek ise şimdilik imkansızdır.
ÇİN’E KARŞI GERİ ADIM
Aslında, aşırı özgüvenden güvenilirlik kaybına doğru yaşanan bu kayma, Dünya Kupası’nın açılış maçından önce bile zaten belirginleşmişti. Bu durum, FIFA’nın Çin Medya Grubu’na bağlı CCTV ile yayın hakları konusunda yürüttüğü müzakereler sırasında açığa çıktı. Üç yıl önce FIFA, müzakereye kapalı bir talep fiyatı üzerinde diretmişti. Ancak turnuva yaklaştıkça, nihayetinde CCTV’nin şartlarının neredeyse tamamını kabul etti. Çin ulusal futbol takımı turnuvaya katılamadığı için alay konusu olsa da, Çin medyası başka bir savaş alanında kesin bir zafer kazanarak bir zamanlar kibirli olan FIFA’ya ve Sayın Infantino’ya acı bir ders verdi.
FIFA Genel Sekreteri Mattias Grafström kameralara gülümseyip ‘CCTV ile müzakerelerimiz son derece başarılı geçti; bu, kazan-kazan sonucu veren bir anlaşma oldu’ dediğinde, yüzündeki huzursuz ifade ve çeşitli uluslararası medya kuruluşlarının haberleri ortak bir sonuca işaret ediyordu: FIFA, Çin tarafıyla yaptığı müzakerelerde nihayetinde geri adım atmıştı. Bir ay sonra Dünya Kupası başladı, ancak yayın hakları müzakerelerindeki o yenilginin gölgesi FIFA’nın üzerinde kalmaya devam ediyor gibiydi. Bay Infantino’nun sonraki pek çok hatası da bu izlenimi yalnızca pekiştirdi.
‘ÇİN’İN GÜCÜNÜ HAFİFE ALMASI DÜNYANIN YAPTIĞI HATANIN AYNISI’
Bay Infantino’nun son on yılda FIFA’ya yaptığı muazzam katkılar, özellikle de oyunun ticari değerini artırmaya yönelik amansız çabası yadsınamaz. Her ne kadar Başkan Trump’ın gözünde bir lisans öğrencisi seviyesinde bile görülmeyebilecek olsa da, bugün Çin’in gücünü hafife alması, dünyanın şu anki durumu hakkında yaptığı hatanın aynısını yansıtmaktadır.
Batı medeniyeti, bir öz değerlendirme ilkesi olarak sık sık Sokrates’in meşhur “Kendini bil” düsturuna başvurur. Oysa FIFA liderliği, günümüz dünyasında meydana gelen köklü dönüşümü fark edemediği gibi, FIFA’nın bu dönüşüme nasıl yanıt vermesi gerektiğini de anlayamamıştır.
BATI’DAN ÇİN’E TEBRİK
İronik bir şekilde, FIFA’nın CCTV ile yeni bir yayın sözleşmesi imzalamak zorunda kalmasından kısa bir süre sonra, Çin Medya Grubu başkanına Ligue 1 başkanından, Paris Saint-Germain başkanından ve hatta Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) başkanından tebrik mesajları geldi. Kamuoyuna açık bilgiler, bu uluslararası spor kuruluşlarının CCTV’yi Dünya Kupası yayın haklarını elde etmesinden dolayı tebrik ederken, Ligue 1, Paris Saint-Germain ve IOC ile daha derin bir iş birliği kurma yönündeki umutlarını dile getirmeye çok daha büyük bir ilgi gösterdiklerini ortaya koyuyor. Bu durum FIFA’nın zararına duyulan bir başkasının mutsuzluğundan beslenme (schadenfreude) hissi anlamına gelmeyebilir, ancak Çin medyasının nüfuzunun ve müzakere gücünün çarpıcı biçimde arttığını kesinlikle göstermektedir.
Adil olmak gerekirse, her iki taraf da nihayetinde anlaşmayı karşılıklı yarar sağlayan bir anlaşma olarak nitelendirdiği için, FIFA’nın CCTV ile yaptığı müzakereler tam bir yenilgi olarak tanımlanamaz. Yine de muhatabını hafife almak ve müzakere ortağına tepeden bakmak, yalnızca FIFA ve Bay Infantino için değil, aynı zamanda daha geniş anlamda Batı dünyası için de bir derstir.
‘ÇİN’LE ALAY ETMİŞLERDİ’
Çin’in elektrikli araçları küresel düzeyde popülerlik kazanmaya başladığında, Batı’dakilerin birçoğu onlarla ‘şarj istasyonu olmayan hurda metalden başka bir şey değil’ diyerek alay etmişti. Çin’in insansı robotları Bahar Şenliği Galası’nda izleyicileri büyülediğinde ise Batılı yorumcular bu performansı güvenle ‘yapay zeka tarafından üretilen hilelerden başka bir şey değil’ diyerek geçiştirdiler. Ancak gerçekler kendilerini defalarca haksız çıkardıktan sonradır ki, bu sözde uzmanların birçoğu kendi tahminlerine olan güvenlerini yitirdi ve hatta bazıları endişe belirtileri göstermeye başladı.
Bir bakış açısına göre, FIFA’nın Dünya Kupası yayın hakları konusundaki yanlış hesabı, Batı’nın yeni dönemde Çin’e yönelik daha geniş çaplı yanlış değerlendirmesinin bir parçası olarak da görülebilir. Batı hegemonyasının gerileyişi bir gecede gerçekleşmedi; Batı toplumlarındaki pek çok kişi bunu kabul etmekte isteksiz davranmaya devam etse de, bu durum oldukça uzun bir süredir devam ediyor.
Gerçekte, insanlar rasyonaliteye döner, Çin’in yükselişini objektif olarak değerlendirir, Çin ile eşit şartlarda ilişki kurar ve bu yeni ve bağımsız müzakere ortağına adil davranırsa, karşılıklı yarar sağlayan ve hatta çok taraflı iş birliği olasılıkları neredeyse sınırsız olacaktır. Çin’in geleceğine inanmak, aynı zamanda kendi geleceğimize de inanmak anlamına gelir. Ne de olsa Dünya Kupası yayın sözleşmesi nihayetinde imzalanmadı mı?
Bu, en nihayetinde, yeni bir dönemdir.
Odatv.com





