Anasayfa / Günün Haberleri / YKS sonuçları açıklandı, medya özel okullara yüklendi… Kolej sistemi neden ‘sıfır çekti’ Odatv uzmanına sordu

YKS sonuçları açıklandı, medya özel okullara yüklendi… Kolej sistemi neden ‘sıfır çekti’ Odatv uzmanına sordu


2026-YKS sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte Türkiye birincilerinin devlet liselerinden çıkması, “Milyonluk kolejler sınıfta kaldı” tartışmasını da beraberinde getirdi.

YKS sonuçları açıklandı, medya özel okullara yüklendi... Kolej sistemi neden 'sıfır çekti' - Resim : 1

YKS sonuçları açıklandı, medya özel okullara yüklendi... Kolej sistemi neden 'sıfır çekti' - Resim : 2
Türkiye Gazetesi

Ancak bu sonuçlar, özel okulların başarısızlığından çok, başarı ölçütünün değiştiğine işaret ediyor olabilir. Zira Türkiye’nin önde gelen özel liselerinde okuyan öğrencilerin önemli bir bölümü artık bütün hazırlığını YKS’ye göre yapmıyor; lise yıllarından itibaren ABD, İngiltere Avrupa’daki üniversitelerin kabul koşullarına odaklanıyor. Bazıları ise Türkiye’deki seçeneklerini korumak amacıyla YKS’ye yalnızca bürokratik bir güvence olarak giriyor.

Peki, yalnızca Türkiye birincilerinin mezun olduğu okullara bakarak kolejlerin eğitim performansı değerlendirilebilir mi?

Öğrencilerini dünyanın önde gelen üniversitelerine gönderen ancak YKS’de derece çıkaramayan bir okul başarısız sayılabilir mi?

Gençlerin yurt dışına yönelmesi akademik bir tercihten mi ibaret, yoksa Türkiye’deki üniversitelere ve mezuniyet sonrası geleceğe ilişkin kaygıları da mı yansıtıyor?

YKS sonuçları üzerinden başlayan devlet lisesi-kolej tartışmasını akademisyen ve ApplyEurolink.org Kurucusu Dr. Ecmel Ayral’a sorduk. Ayral, özel okul öğrencilerinin değişen üniversite tercihlerini, Avrupa’ya artan ilgiyi ve yurt dışını hedefleyen öğrenciler açısından YKS’nin neden hala önem taşıdığını anlattı.

YKS sonuçları açıklandı, medya özel okullara yüklendi... Kolej sistemi neden 'sıfır çekti' - Resim : 3
Dr. Ecmel Ayral

2026-YKS’de tam puan alan öğrencilerin devlet liselerinden çıkması, “yüksek ücretli kolejler sınıfta kaldı” yorumlarına yol açtı. Yalnızca Türkiye birincilerinin okullarına bakarak özel liselerin başarısı hakkında böyle bir sonuca varılabilir mi?

Bu yorum, temelinde ölçme ve değerlendirme sistemimizin gelişim alanlarına işaret eden bir yaklaşıma dayanıyor. Yıllara yayılan uzun bir K12 eğitim yolculuğunun tüm çıktısını yalnızca tek bir çoktan seçmeli sınavın sonuçlarına indirgemek, eğitimin geniş ve çok boyutlu amacını tam olarak yansıtmayabilir.

Günümüz eğitim anlayışında öğrencilerin eleştirel düşünme, objektif muhakeme, empati, yaratıcı problem çözme ve sistemik bakış açısı gibi hayat boyu ihtiyaç duyacakları üst düzey yetkinlikleri ölçmek elbette daha karmaşık ve süreç odaklı bir yaklaşım gerektiriyor. Sadece merkezi sınav odaklı bir başarı tanımı benimsediğimizde, okullarımızın ve öğretmenlerimizin öğrencilere kazandırmaya çalıştığı bu derinlikli beceriler gölgede kalabiliyor.

Gelişen eğitim sistemlerinde artık sadece sınava hazırlayan değil; öğrencinin potansiyelini, ilgisini ve yetkinliklerini merkeze alan bütüncül yapıları desteklememiz ve okul başarısını bu geniş perspektiften tartışmamız gerekiyor.

Türkiye’nin önde gelen özel liselerinde okuyan öğrencilerin önemli bir bölümünün artık YKS yerine yurt dışındaki üniversitelere yöneldiği söyleniyor, hatta bazı öğrenciler sınava girmiyor. Sizin gözlemleriniz bu eğilimi doğruluyor mu?

Evet, alan gözlemlerimiz bu eğilimin giderek belirginleştiğini doğruluyor. Bu durumun arkasında iki temel dinamik yer alıyor:

Birincisi, öğrencilerin tek bir sıralama sınavının getirdiği kısıtların ötesine geçerek kendi ilgi, yetenek ve hedeflerine en uygun alanları seçebilme esnekliği arayışı. İkincisi ise, özellikle Kıta Avrupası’ndaki yükseköğretim seçeneklerinin sunduğu akademik ve ekonomik alternatifler. Bu alternatifler sadece makul eğitim ve yaşam maliyetlerinden ibaret değil; öğrencilere küresel düzeyde akademik network, staj ve mezuniyet sonrası uluslararası deneyim kazanma imkânları da sunuyor.

Bu yönelim yalnızca öğrencilerin akademik tercihiyle mi ilgili, yoksa Türkiye’deki üniversitelerin durumu, eğitim ücretleri, mezuniyet sonrası iş olanakları gibi başka kaygılar da yurt dışı talebini artırıyor mu?

Gençlerin tercihlerini tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Bu durum hem akademik vizyon hem de sosyo-ekonomik dinamiklerin birleşimiyle şekilleniyor. Küreselleşen dünyada gençler, kendi alanlarında uluslararası rekabet gücüne sahip olmak ve mezuniyet sonrası sunduğu nitelikli istihdam fırsatlarını değerlendirmek istiyorlar. Dolayısıyla akademik beklentiler ile gelecek vizyonu birbirini tamamlıyor.

Başarılı öğrencilerin daha lise yıllarında Türkiye’deki üniversiteleri seçenekleri arasından çıkarması uzun vadede nasıl sonuçlar doğurabilir? Bu eğilim bir beyin göçünün başlangıç aşaması olarak değerlendirilebilir mi?

Küresel dünyada gençlerin farklı ülkelerde eğitim almasını dinamik bir “beyin dolaşımı” olarak görmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Türkiye, doğru stratejilerle yurt dışına giden yetenekleri için ileride yeniden bir çekim merkezi haline gelebilir; bu yetenekler kazandıkları uluslararası vizyonla ülkelerine dönebilirler.

Ancak kısa vadede dikkat edilmesi gereken konu, demografik fırsat penceremizle ilgilidir. Genç nüfus oranımızın dengelendiği bu dönemde yükseköğretimdeki kapasite ve içerik planlamasını doğru yönetmek önem kazanıyor. Burada yapılması gereken, yurt dışı eğilimini bir kayıp olarak görmek yerine; Türk üniversitelerinin uluslararası kurumlarla iş birliklerini artırmasını sağlamak, kapasite optimizasyonu yapmak ve nitelik odaklı sıçramaları desteklemektir. Dünyayı tanıyan gençlerden korkmak yerine, bu potansiyeli doğru stratejilerle yönetmek gerekir.

YKS’de Türkiye birincisi ya da derece çıkaramayan bir özel okul, öğrencilerinin önemli bölümünü dünyanın önde gelen üniversitelerine gönderiyorsa “başarısız” sayılabilir mi? Burada okul başarısının tanımı mı değişiyor?

Burada asıl mesele kurumun hedefleri ile veli ve öğrenciye vadettiği eğitim modelinin ne kadar örtüştüğüdür.

Eğer bir eğitim kurumu, öğrencilerine merkezi sınav odaklı bir akademik başarı vaat etmiş ve bu hedef doğrultusunda bir planlama yapmışsa, ölçütünü bu sınav sonuçları oluşturur. Ancak amacı öğrencilerini uluslararası standartlarda yetiştirmek, küresel kabul şartlarına hazırlamak ve dünyanın önde gelen üniversitelerine yerleştirmek olan bir okul, bu hedefine ulaştığı ölçüde başarılıdır.

Okul başarısı, kurumun kendi misyonunu ne kadar gerçekleştirebildiğiyle ölçülmelidir. Çağdaş eğitimde asıl hedef; tek bir sınav sonucunun ötesinde, araştıran, sorgulayan, disiplinli ve empati sahibi bireyler yetiştirebilmektir.

Kolej öğrencilerinin YKS’ye ilgisinin azalması, Türkiye’deki üniversitelere duyulan güvenin ve talebin gerilediğini mi gösteriyor?

Genelleme yapmaktan kaçınmakla birlikte, gençlerin küresel ölçekte eğitim ve yaşam tecrübesi edinme arzusunun yükseldiğini net bir şekilde görüyoruz. Farklı ülkelerdeki lisans programlarının erişilebilir hale gelmesi ve maliyet-fayda dengesinin olumlu bir noktaya gelmesi, bu uluslararası trendi doğal olarak güçlendiriyor.

Türkiye’den yurt dışına eğitim için gidenlerin sayısında nasıl bir değişim yaşandı? Yaş ve seçilen ülkeler konusunda gözlemleriniz neler?

Giden öğrenci sayısındaki artışın yanı sıra, yaş grubunda ve ülke tercihlerinde belirgin bir değişim gözlemliyoruz. Geçmişte ağırlıklı olarak yüksek lisans ve doktora seviyesinde gerçekleşen yurt dışı yönelimi, artık lise, ve mezuniyeti sonrasına, yani lisans seviyesine inmiş durumda.

Ülke tercihlerinde ise maliyet, erişilebilirlik ve vize kolaylığı öne çıkıyor. İngiltere ve ABD gibi yüksek maliyetli ülkelerin yanı sıra Kıta Avrupası öne çıkmaya başladı. Özellikle Almanya, İtalya, Hollanda, Polonya ve Macaristan gibi ülkeler; sundukları nitelikli ve makul harçlı İngilizce lisans programları ile Türk öğrencilerin ilk tercihleri arasına girdi.

Sıklıkla tercih edilen ülkeler/okullar neden öne çıkıyor?

Bu tercihleri şekillendiren üç temel unsur bulunuyor: Süreç Öngörülebilirliği, Bütüncül Değerlendirme ve Mezuniyet Sonrası İmkânlar.

Süreç öngörülebilirliği şöyle; birkaç saatlik tek bir sınav stresi yerine öğrencinin 4 yıllık lise not ortalamasını (GPA), dil yeterliliğini, sosyal sorumluluk projelerini ve portfolyosunu dikkate alan bütüncül (holistik) kabul sistemleri öğrencilere daha öngörülebilir bir süreç sunuyor.
Akademik ve mali avantajlar konusuna gelirsek… Almanya teknik alanlardaki düşük harçlı eğitimiyle; İtalya tıp, mühendislik, mimarlık ve tasarım alanlarındaki devlet ve kurumsal burs imkânlarıyla; Hollanda ve İrlanda ise güçlü akademik kadroları ve küresel şirketlerde sundukları staj/iş imkânlarıyla öne çıkıyor.
Özetle bu kurumlar, öğrencilere yalnızca bir diploma değil, uluslararası geçerliliği olan bir yetkinlik seti vaat ediyor.

Her halükarda yurt dışını tercih edecek öğrencilerin YKS’ye girmesi gerekli mi?

Mevzuat ve bürokratik güvence açısından bakıldığında: Evet, stratejik olarak gereklidir.

Öğrenciler hedefi sadece yurt dışı olsa bile iki temel nedenden dolayı YKS’ye girmelidir:

Birincisi YÖK denkliği ve geri dönüş güvencesi. Yurt dışında eğitim alıp ileride diplomasına Türkiye’de denklik almak veya Türkiye’deki üniversitelere yatay geçiş hakkını saklı tutmak isteyen her öğrencinin, ilgili yılda YKS’ye girerek YÖK’ün belirlediği minimum başarı sırasını/barajını geçmesi yasal bir gerekliliktir.
İkincisi ülke ve üniversite koşulları… Almanya ve Avusturya gibi bazı ülkelerin devlet üniversitelerine başvuru yapabilmek için, Türkiye’de YKS’ye girip okumak istediğiniz bölümü (veya dengini) Türkiye’de bir üniversitede (devlet veya vakıf) kazanmış olmanız ön koşuldur.
(Uluslararası Bakalorya – IB, Abitur gibi uluslararası diploması olan ve denklik kaygısı taşımayan istisnai süreçler hariçtir.)

Dolayısıyla YKS, yurt dışı hedefi olan öğrenciler için akademik bir amaç değil; teknik bir “bürokratik güvence ve prosedür” niteliğindedir. Öğrencilerimizin bu sınava girerek Türkiyedeki opsiyonlarını geniş tutmalarını önemle tavsiye ediyoruz.

Gözde Sula

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir