Anasayfa / Günün Haberleri / Dünya markamız niye hep kadınlar… Erkeklerden farkın sebebi…

Dünya markamız niye hep kadınlar… Erkeklerden farkın sebebi…



Busenaz Sürmeneli: Olimpiyat şampiyonu… Dünya şampiyonu…

Buse Naz Çakıroğlu: Dünya şampiyonu… Avrupa şampiyonu… Olimpiyat şampiyonu…

Hatice Akbaş: Dünya şampiyonu… Olimpiyat şampiyonu…

Yasemin Adar Yiğit: Türkiye’nin ilk kadın dünya güreş şampiyonu… Avrupa’nın defalarca zirvesine çıktı…

Buse Tosun Çavuşoğlu: Dünya şampiyonu… Olimpiyat şampiyonu…

Nafia Kuş Aydın: Dünya şampiyonu… Avrupa şampiyonu…

Merve Dinçel Kavurat: Dünya şampiyonu… Avrupa şampiyonu…

Yüzmede Merve Tuncel Avrupa şampiyonlukları ve genç yaşta kırdığı rekorlarla dünya yüzmesinde dikkat çekti.

Teniste Zeynep Sönmez WTA düzeyinde şampiyonluk kazanarak Türk kadın tenisinde yeni bir sayfa açtı.

Okçulukta Elif Berra Gökkır ve Merve Nur Eroğlu gibi isimler Avrupa ve dünya organizasyonlarında madalyalar kazandı.

Jimnastikte Nazlı Savranbaşı Avrupa finallerine yükselerek Türkiye’nin bu branştaki görünürlüğünü artırdı.

Halterde Gamze Altun…

Listeyi uzatmayalım.

Son örnek olarak Filenin Sultanları… Milletler Ligi şampiyonluğu… Avrupa şampiyonluğu… Dünya sıralamasının zirvesi…

Oysa bu dönemde en son milli futbolculardan sonra erkek milli voleybol takımı da dünya elitleri arasına giremedi.

Basketbol gibi branşlarda da benzer tablo görülüyor…

Peki aynı ülkede kadın sporcular peş peşe dünya zirvesine çıkarken, erkek sporcular neden aynı başarıyı göstermiyor?

Türkiye’nin kazanan modeli neden kadın sporlarında ortaya çıkıyor?

SALT YETENEK DEĞİL

Türkiye’de kadın sporlarının yükselişi tesadüf değil… Voleybol, boks, tekvando ve son yıllarda güreşte kazanılan dünya ve Avrupa şampiyonluklarına; basketboldaki uluslararası başarılar, yüzmede yükselen yeni kuşak, teniste elde edilen tarihi sonuçlar ve okçuluktaki istikrarlı çıkış da eklendi…

İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu başarıların ortak bir noktası var: Kurumsal istikrar…

Spor sosyologları, uluslararası başarının yalnızca bireysel yetenekle açıklanamayacağını uzun süredir vurguluyor. Başarı, federasyonların uzun vadeli planları, altyapı yatırımları, antrenör eğitimleri, spor biliminden yararlanılması ve kulüplerin sürdürülebilir yapısıyla ortaya çıkıyor…

Kadın voleybolu bunun en belirgin örneği. Aynı model diğer spor branşlarında da kendini gösteriyor. Sporcular değişiyor ama sistem çalışmaya devam ediyor.

Dünya şampiyonları bir rastlantının değil, yıllar içinde kurulan spor kültürünün ürünü oluyor…

ERKEK SPORLARININ ÇIKMAZI

Erkek sporlarında ise bambaşka bir tablo var.

Özellikle futbolda başarı, çoğu zaman uzun vadeli planlardan çok kısa vadeli sonuçlarla ölçülüyor.

Taraftar baskısı, yüksek transfer harcamaları, teknik direktörlerin sık değişmesi ve her sezon şampiyon olma zorunluluğu, kulüpleri sürekli günü kurtarmaya yöneltiyor.

Spor ekonomistleri, bu yapının altyapı yatırımlarını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Kulüpler genç oyuncu yetiştirmek yerine hazır yıldızlara yöneliyor. Medya ve kamuoyu baskısı da sabır gerektiren projelerin tamamlanmasına çoğu zaman izin vermiyor.

Sonuçta erkek sporlarında bireysel yetenek çıkıyor; ancak bu yetenekleri sürekli dünya şampiyonluğuna dönüştüren kurumsal yapı aynı ölçüde oluşmuyor.

BAŞARIYI SİSTEM ÜRETİR

Bugün Türkiye’nin uluslararası spor vitrini büyük ölçüde kadın sporcuların omuzlarında yükselmesi kadınların erkeklerden daha yetenekli olduğunu göstermiyor.

Daha önemli bir gerçeğe işaret ediyor:

Başarı, yalnızca yetenekle değil; iyi işleyen kurumlarla, sabırlı planlamayla ve uzun yıllara yayılan yatırımlarla geliyor.

Kadın sporlarında kurulan bu model, dünya ve Avrupa şampiyonluklarını peş peşe üretiyor. Erkek sporlarında ise aynı istikrar henüz kurulabilmiş değil.

Belki de bugün sormamız gereken soru, kadın sporcuların neden kazandığı değil, onların başarılarını mümkün kılan kurumsal anlayışın neden erkek sporlarına da taşınamadığı. Çünkü dünya markası olan yalnızca birkaç sporcu değil, giderek Türkiye’nin kadın spor sistemi haline geliyor.

Son bölümü yazmazsak bu yazı eksik kalır:

MÜCADELEYLE GELEN DAYANIKLILIK

Spor psikolojisi yalnızca kas gücünü değil, zihinsel dayanıklılığı da başarının temel unsurlarından biri olarak görüyor.

Bu dayanıklılık bazen antrenmanda değil, hayatın içinde gelişiyor.

Türkiye’de ailede hep ‘korunan’ erkek çocukları çoğu zaman aile içinde ve toplumda spora yönelmeleri konusunda daha fazla destek görüyor. Özellikle futbol, erkek çocukları için doğal ve teşvik edilen bir alan olarak kabul ediliyor.

Kız çocukları ise birçok ailede hâlâ “spor ikinci planda kalmalı”, “önce okul”, “bu yaşta bırak artık” gibi beklentilerle karşılaşabiliyor.

Bu durum elbette her aile için geçerli değil. Ancak spor sosyologlarının dikkat çektiği nokta şu:

Spora devam edebilen kadın sporcuların önemli bir bölümü, yalnızca rakiplerini değil, yolun başındaki toplumsal engelleri de aşmış oluyor.

Psikolojide buna psikolojik dayanıklılık (resilience) deniyor. Zorluk tek başına başarı üretmez. Ancak doğru eğitim, iyi antrenörler ve güçlü bir spor kültürüyle birleştiğinde, sporcunun vazgeçmeme becerisini geliştirebilir.

Türkiye’nin kadın şampiyonlarının ortak özelliği yalnızca daha iyi antrenman yapmaları değil, başarıya giden yolda daha erken yaşlardan itibaren daha fazla mücadele vermiş olmaları…

Mehmet Ali Gürbüz

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir