Anasayfa / Günün Haberleri / CHP’den AKP’ye geçişlerin perde arkası: Siyasi sadakat nasıl aşındı | Soner Yalçın

CHP’den AKP’ye geçişlerin perde arkası: Siyasi sadakat nasıl aşındı | Soner Yalçın



Son yıllarda siyasetin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, belediye başkanları ve milletvekillerinin farklı partilerden AKP‘ye geçişleri oldu…

Her transferin kendine özgü gerekçesi olabilir. Ancak bu tabloyu salt iktidarın çekim gücüyle açıklamak eksik kalır. Çünkü asıl değişen, politikacılardan önce siyasetin kendisi oldu. Şöyle:

Bir dönem parti, ortak bir dünya görüşünün, ideolojinin, davanın temsilcisiydi

Parti değiştirmek, sadece rozet değiştirmek değil, savunulan fikirlerle hesaplaşmak demekti…

Bugün ise geçişler daha az ideolojik, daha çok siyasi kariyer ve gelecek hesabı üzerinden yapılıyor…

Bu sebeple CHP‘den AKP’ye geçen isimleri konuşurken asıl soruyu kaçırmamak gerek:

-Siyasal aidiyetler neden bu kadar kolay değişebiliyor?

Sorun, salt parti değiştiren siyasetçiler değil. Asıl mesele, onları üreten siyaset anlayışı.

Son yıllarda aday belirlemenin ölçüsü değişti. İdeolojik birikim, parti kültürü ve dava bilinci geri plana itilirken, toplumdaki popülerlik, seçim kazanma ihtimali belirleyici hale geldi.

CHP şunu unuttu: Siyasal aidiyet, yıllar içinde kazanılan ortak değerler, ortak mücadele ve ortak kimlikle oluşur. Bu bağ kurulmadığında parti değiştirmek istisnai kırılma olmaktan çıkar…

Açayım:

DAVA İNSANLARINI YOK ETTİLER

Fransız siyaset bilimci Maurice Duverger, siyasi partilerin gerçek gücünün seçim dönemlerinde değil, yetiştirdikleri kadrolarla ortaya çıktığını yazdı.

Ona göre parti, sadece seçim kazanan bir organizasyon değil, ortak dünya görüşü, politik kültür ve dava bilinci üreten kurumdur…

İdeolojik eğitimden geçen, parti örgütü içinde yıllarca emek veren kadrolar, partiyle yalnızca hukuki değil, ahlaki de bağ kurar. Bu bağ, makam değişse de kolay kolay kopmaz…

Ne var ki CHP’de son yıllarda, Baykal ve özellikle Kılıçdaroğlu döneminden itibaren aday belirleme anlayışı giderek farklı yöne savruldu. Adayın partiyle kurduğu ideolojik bağdan çok, toplumdaki popülerliği ve sandıkta ne kadar oy getireceği önem kazandı…

Bu yaklaşım, kısa vadeli seçim hesaplarını önceleyen siyasi mühendislik anlayışını beraberinde getirdi. Ve:

Sandıkta başarı getireceği düşünülen her isim, partinin uzun vadeli kimliğine katkı sağlayıp sağlamadığı yeterince sorgulanmadan vitrine çıkarıldı.

Oysa siyasi mühendislik, ideolojik kadro yetiştiremez sadece geçici sonuçlar üretebilir.

Kendisini bir davanın değil, kendi siyasi geleceğinin parçası olarak gören aday için parti, bir fikir değil, bir araçtır…

Bugün CHP’den AKP’ye gidenler, yalnızca kişisel tercihlerle açıklanamaz. Bunlar, yıllarca ideolojik sadakat yerine, kazanma ihtimalini merkeze alan aday belirleme anlayışının gecikmiş faturasıdır…

NEDİR BU “KARTEL PARTİSİ”

Soruyu tekrarlayayım:

CHP, yıllarca parti ideolojisini savunmuş kadrolar yerine, toplumda popülerliği yüksek isimleri aday göstermeyi neden tercih etti?

Bu sorunun yanıtı için uzmanlara ihtiyacımız var:

Siyaset bilimciler Richard Katz ve Peter Mair‘e göre son kırk yılda siyasi partiler, üyelerini eğiten ve ideolojik kadrolar yetiştiren kitle partilerinden uzaklaştı. Yerlerini, seçim kazanmayı temel hedef haline getiren, kamuoyu araştırmalarına, iletişim uzmanlarına ve popüler adaylara dayanan “kartel partiler” aldı.

Katz ve Mair’e göre bu yeni parti tipinde, ideolojik bağlılık geri plana çekildi, seçim kazanmak ve bunun için geliştirilen profesyonel yöntemler öne çıktı.

Partinin başarısı, yetiştirdiği kadrolarla değil, sandıkta aldığı oyla ölçülmeye başlandı…

“Bu niye böyle oldu” sorusunun yanıtı için sözü bir başka siyaset kuramcısına bırakayım: Wendy Brown

O, bu köksüz dönüşümün arkasındaki büyük tabloya dikkat çekti. Ona göre neoliberalizm sadece ekonomiyi değil, siyaseti de piyasa mantığıyla yeniden şekillendirdi:

-Siyasal ilkelerin yerini salt kazanma hesabı aldı…

-Partiler ortak dünya görüşü etrafında kadro yetiştiren kurumlar olmaktan uzaklaşıp, seçim kazanmayı önceleyen profesyonel organizasyonlara dönüştü.

Bu nedenle aday belirlerken ideolojik bağlılıktan çok popülerliğin öne çıkması tesadüf değildi…

Neoliberal çağda siyasetin temel ölçüsü, savunulan fikirler değil, kazanılan seçimler haline geldi. İdeolojik bağlılık geri çekildikçe toplumdaki popülerlik, dava bilincinin önüne geçti.

Yani… CHP’nin bugün sorması gereken soru “kim neden AKP’ye geçti” olmamalıdır.

Asıl soru, “biz bu isimleri hangi siyaset anlayışıyla aday yaptık” olmalıdır.

Çünkü parti ideolojisi yalnızca seçim bildirgelerinde yazan ilkeler bütünü değildir. İdeoloji; makam, çıkar ve siyasi hesaplar değişse bile politikacıyı partisinde duracağını hatırlatan ortak pusuladır.

İdeolojinin zayıfladığı yerde ilk partiye sadakat çözülür

Soner Yalçın

Odatv.com

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir